TEMEL TASARIM İLKELERİ
Temel Tasarım İlkeleri

TEMEL TASARIM NEDİR?

Bir görsel çalışma oluşturulurken farkında olarak veya olmayarak bir takım kurallardan, ilkelerden ve araçlardan yararlanılır
bunları iki ana başlık altında toplayabiliriz.
KOMPOZİSYON ve BİÇİMLENDİRME 

1- BİÇİMLENDİRME ARAÇLARI:
Bir görsellik içinde yeralan ve algılayabildiğimiz tüm fiziksel elemanlardır,
Bunlar:
a) Çizgi
b) Leke
c) Doku
d) Renk
e) Hacim, ışık-gölge
f) Perspektif
g) Siyah-beyaz

2- KOMPOZİSYON ARAÇLARI:
Bir görsel içinde yer alan fiziksel elemanların düzenlenme kurallarının tamamıdır.
Bunlar:
a) Uygunluk
b) Birlik
c) Egemenlik
d) Zıtlık
e) Denge
f) Tekrar
g) Yön
h) Ölçü
i) Aralık
j) Değer 
k) Hareket
l) Hiyerarşi

Herhangi bir görsellik oluşturulurken faydalandığımız somut ve soyut elemanları geniş bir şekilde
dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım:

İLK KONUMUZ ÇİZGİ: 

Çizgiyi, birbiri ardına sıralanmış değişik yönlerdeki sınır belirleyici hat olarak tanımlayabiliriz.
Doğru ise iki nokta arasındaki en kısa yol veya iki düzlemin kesiştiği yerdir. Çizgi en temel görsel
biçimlendirme ögesidir. Tüm biçimsel elemanları bölgesel olarak birbirinden ayırarak en basit anlamda
bir görseli oluşturur. Görsel sanatlar alanında en fazla kullanılan kontrolü en zor bir o kadarda olmazsa
olmazlarındandır çizgi, Hareketi, yönü, kalınlığı, rengi, dokusu, vardır. Her biçimi belli anlamlar ifade
etmektedir. Aşağıda çizginin önemli biçimleri ve özelliklerini anlatmaya çalıştım.

Çizgi Biçimleri :
a)Düz çizgiler.
b)Kalınlaşan, incelen çizgiler.
c)Kavisli çizgiler.
d)Kırık çizgiler.
e)Hafif titreşimler gösteren çizgiler.
f)Kesik çizgiler.

Çizgilerin Birbirleriyle Olan İlişkisi :
Paralel Çizgiler :
a.Eşit ağırlıklı, eş kalınlıklı, düz paralel çizgiler.
b.Değişiki aralıklı, değişik kalınlıklı düz paralel çizgiler.
c.Dairesel paralel çizgiler (eş aralıklı, değişik aralıklı, eş kalınlıklı, değişik kalınlıklı).
d.Kısa paralel çizgi demetleri.
Biribirini Kesen Çizgiler :
a.Birbirini kesen doğru ve eğri parçaları.
b.Birbirini kesen dairesel çizgiler.
c.Birbirini kesen kalın- ince, sık - seyrek çizgiler.
d.Birbirini kesen kısa çizgi demetleri.
Yaklaşan - Uzaklaşan Çizgiler :

Bağımlı Çizgiler :
a.Formlarını kuşatan çizgiler.

b.Formların iç yapılarını belirleyen çizgiler.
Dolaylı Çizgiler : Olmayan bir eksen etrafında, birbirleriyle ilişkili düzenlemelerle oluşan çizgiler.
Sanatın çizgiyle başladığı bir gerçek. Yani nokta, onu başlangıç kabul eden bir mesafe boyutunda uzandığı 
zaman çizgi meydana gelir. Çizgi, hareket ederek ve sınırlayarak meydana getirdiği biçimden başka; gerektiği 
kadar ve düzenli kullanıldığında doğal olarak ritmi de sağlar. En önemli özelliği kütle veya somut biçimi 
gösterebilmesidir. Çizgi, bir noktanın hareket durumu olarak tarif edilebildiği gibi, uzunluk ve genişliği 
olan şekil olarak da tanımlanabilir ve ayrıca formlar arasındaki devamlılık olarak da belirtilebilir. Çizgi, 
biçim ve plânların kenarlarını tanımlar ve plân yüzeyin etkisini açık seçik belli eder.
Kapalı olan veya olmayan bütün şekilleri çizgiler yaratır. Çizgilerin mümkün olan bütün düzenleri, kafamızda 
düşündüklerimizin ortaya çıkması ve anlatılabilmesi için en uygun yoldur. 
Çizgilerin kalınlıklarının değişimi ve benzeri farklı teknik ve hileler kompozisyonun yapısını kuvvetlendirmek 
için yararlıdır. Kısacası çizgi, formun bütün ifadelerinde kesin olarak egemendir; etkilidir ve bir kompozisyonun 
tümünde çizgi başlangıç noktasıdır.
Çizgi, bir plânın konturlarını veya bir hacmin sınırlarını çizerek "BİÇİM"i meydana getirir. Bir objenin formunu 
tanımlama ve onu bilmemizde biçim temeldir, esastır. Formu ve onun zeminden ayrılıp görsel bir kontrast oluşturması, 
formun biçimini algılamamıza bağlıdır. Mimaride mekanı çevreleyen plânlar (döşeme, duvarlar ve tavan), bir mekan 
örtüsü içinde açılışlar (pencereler, kapılar), bina formlarının siluet biçimleri hep çizgi ifadeleridir. 
Çizgiden plâna geçerken iki paralel çizgi bir plânı görsel olarak tanımlar; bilinen görsel ilişkileri, aralarında gerilmiş bir mambran etkisi verebilir.
Çizgiler birbirlerine yaklaştıkça plân etkisi artar ve bir seri paralel çizgilerin tekrarı, plân algısını daha da kuvvetlendirir. 
Çizgisel elemanlar ufak ölçeklerde çizgiler; hacim, plân yüzeyler ve kenarların bağlantısını kurar. Binaların kolon, kiriş, kapı, pencere vb. strüktürel iskeletinde mafsallar ve birleşim yerleri olabilir. Ayrıca cepheye de dokusal bir karakter verir.
Bazen mekanı sınırlayan elemanlar, güneş ışığını kontrol amaçlı elemanlar pergola vb. gibi çizgisel karakterdedir.

(GÖRSEL SANAT EĞİTİMİ VE MEKAN - FORM, Prof. Dr. Lâtife GÜRER).
Leke 

Yüzeyleri, herhangi bir malzeme ile örterek; renk, doku, ışık - gölge ölçü, geometri, derinlik olarak ifadelendirmenin tekniği lekedir.
"Leke, tamamen algısal bir görüntü anlatım öğesidir." (L. F. HODGDEN) Mekanın, uzayın sınırlandırılmasıdır. Malzemesi maddesi, enerjisi ne olursa olsun, uzayı sınırlayan nesnelliği göz, yüzeyleri ile algılar. Yine göz, uzayı sınırlayan mekanın yüzey örgüsünü, ışıklılık, renk, doku ve parçacık konturları ile leke simgeleri olarak algılar. Göz mikroskopik ölçüleri ayırt edemez. Onları birleştirir, kaynaştırır, eritir, eksiltir ve bir lekesel değer simgesine dönüştürür.
Doğasal görünüşlerin, plâstik yüzeysel görünüş bileşimi lekedir. Işık - gölgenin derinliği, yüzeysel ve uzaysal şuurların, dokuların bloklaşmış yüzeysel algısı ve anlatımı lekedir. Düz, eğri, kırık, amorf (şekilsiz) yüzeysel kıymetlerin, siyah - beyaz yada renkli olarak, anlatıma dönüşmüş tekniği lekedir. Işığa, renge, dokuya, derinliğe bağlı ton değerlerinin yüzeysel olarak, otomazisyonunu sağlayan, anlatım tekniği öğesi lekedir. Leke, yüzeyi tam örtmedir. Malzeme ile sıvamadır. En ve boyu veren, yüzey görüntüleyen anlatım tekniği lekedir.
Nokta sıklıklarının oluşturduğu yüzeysel görünüşlerin algısı lekedir. Çizgi sıklıklarının oluşturduğu yüzeysel görünüşlerin algısı lekedir. Siyah - beyaz, renkli yüzey örgülerinin görünüş algısı lekedir.
Açık - koyu tonlu (ışıklılık değeri) lekeler, iki boyut üzerinde (kâğıt, tuval vs.) üç boyutlu görüngü, mekan düzenlenmesi, biçimlendirmesi örgütleyen teknik öğelerdir.
Düz, eğri, pürüzlü (sert) leke teknikleri, durgunluk, hareket kıymetlerini üretir. Işık - gölgeler, kabarıklıklar, yerden yükselişler, örtmeler, yuvarlaklıklar, köşelilikler, tamamen örtülerek ifadelendirilmesidir. Işığın, rengin, dokunun, derinliğin ton değeri olan leke, plâstik yapıyı göstermenin en etkili anlatım öğesidir. Leke, satıh (yüzey) olarak, bir bütünü biçimlendirip, iletişime sokabilmenin, teknik anlatım öğesidir. Leke, mekan, doku, biçim, derinlik örgütlenişinin yüzeylerini, tamamen örterek anlatmadır.
Yüzeyler üçgenden daireye doğru, çokgenleşerek çoğaltılırlar. Geometrik yada amorf (şekilsiz) yüzeylerin, herhangi bir çizim yada boyama aracıyla tamamen kapatılarak, ışık - gölge, doku, yüzey konturları, derinlik (yön, ölçü, zıtlık) ifadeleri, plâstik leke öğesi ile tanımlanır. Leke, görsel şekillendirmenin temel öğesidir. O, yüzeyin örtünmesidir.
Leke, seyrekliği ve inceliği, ışıklılık (açık tonları), kesafeti (yoğunluğu) koyu tonları, üst üste binmeler, ton transparantlarını, hiç bir iz olmayan lekesel düzlükler, uyumlu - armonin' geçişleri (degrade), lekesel girinti - çıkıntı ve araca bağlı izler, dokusal (tekstürel) leke yapılaşmasını yaratırlar.
1. Pürüzsüz Lekeler : Yüzeyin düz olarak örgütlenmesidir. Yedirme, degrade, yumuşatma teknikleri.
2. Dokusal Lekeler : Yüzeyin doku yapısını veren, darbeli yada yedirmeli tekniklerdir.
3. Çizgisel Lekeler : Yüzeyin çizgilerle örgülenmesidir.
4. Noktasal (Puantilist) Lekeler : Yüzeyin noktasal darbelerle örgülenmesidir.
Doğada düz - pürüzsüz yüzeyler, kaygan, parlak ve tek ton değeriyle algılanırlar. Pürüzlü, girintili çıkıntılı, dokulu yüzeyler, ışık - gölge titreşimleri ile olduğundan daha koyu ton değeriyle algılanırlar. Arkada, uzakta, ışık görmeyen yüzeyler koyu tonlu olarak algılanırlar. Leke öğesi ton değerlerine göre yapılaşır. Degrade yada darbeli tonlama teknikleri, yoğun deneyimle geliştirilirler.
Noktalama, çizgisel tarama leke üretir. Noktalama ve tarama lekenin, boşluklu biçimleridir. Noktalama ve taramada, zemin yüzeyi, nokta ve çizgi sıklıklarına göre ton ve yüzey değeri kazanır. Varlık ve nesnelerin, uzayın atmosferin, yüzey farklılık ve yönelişlerinin, mekanın, yüzeyin vizüel dokusunun, ışıklılık ve gölgenin, rengin tanımlanabilme, ifadelendirme tekniği lekedir.

LEKE
Hem sosyal hem plâstik alanda leke, uzayı bölen, kapatan, bir varlığın yüzeyinde sınırlan olan, bir alanın kapanması, örtünmesi ve farklılaşmasıdır. Bu fark, asla üç boyutlu yükseliş yada alçaltı olmayıp iki boyutlu bir oluşumdur.
Leke bir yüzeyde, yüzeyin doğal yada egemen malzeme (doku ve renk) olarak yapısında fark edilecek kadar belirgin, renk, doku, ton farklılaşmasıdır.
Leke, sahip olduğu şuurlarla yüzeyde belli bir biçim olarak bulunabilir. (Tanımlı)
Leke, sahip olduğu şuurlarla yüzeyde belirsiz bir biçim olarak bulunabilir. (Tanımsız)
Leke, sahip olduğu sınırları, yüzeyin sınırları ile birleştirerek oluşabilir (leke yüzeyi tamamen örter). Leke, gölgeden, renkten değişikliğe (kirlenme, grileşme, aptallaşma) ve ayrıca matlaşma açılımına kadar plâstik değerler içerebilir. Leke, motiften dokusal ifade ve süse kadar işlevsel değerler içerebilir.
Leke, oluşum yapısı bakımından beşe ayrılır :
1) Noktasal Lekeler (Puantilist)
2) Çizgisel Lekeler (Taramalı)
3) Darbesel Lekeler (Tuşlu)
4) Pürüzlü Lekeler (Dokulu, Tonlu)
5) Pürüzsüz Lekeler (Dokusuz, Parlak)
Lekecilik, plâstik sanatlarda ve tasarımda bir ifade taşı olarak yer alır. Varlıkları, tonları, işlevleri satıhsal (yüzeysel) olarak iki boyutlu değerlerle üretmedir. Yüzeyleri blok diye kesitsiz bir malzemeyle örterek hem yüzeyin leke değerlerini (renk ve ton olarak) ifadelendirmek hem de yüzeyselliği tek ton değeriyle algılarlar. Pürüzlü, girintili, çıkıntılı, dokulu yüzeyler, ışık - gölge titreşimiyle olduğundan daha koyu değeriyle algılanır. Leke öğesi, ton değerleriyle beraber yapılaşır. Degrade yada darbeli tonlaştırma teknikleri yoğun deneyimle geliştirilirler.
Leke, iki boyutlu olarak (noktasal, çizgisel, tuşlu) varlık kazanmış bir yüzeyde süsleme amaçlı olarak kullanılabilir. Leke, yüzeylerde bezeme amaçlı motifsel olarak yada ışıksal değer olarak ton amaçlı veya yüzeylerde dokusal değer de olarak kullanılabilir.

(Alıntı)
Leke görsel algının çok önemli bir parçasıdır tüm görme yetimiz gözümüzün birleştirme yeteneği ile bağlı olarak lekesel görüş prensibine dayanır. Örneğin şu anda bu yazıları okurken gördüğünüz harfler bir leke olarak beynimiz tarafından kodlanmakta ve işlem görmektedir bu sayede biz bu yazıları okuyabilmekteyiz.
Görsel sanatlar açısındanda leke bu açıdan çok önemli bir yer tutmaktadır, çünkü hangi tasarımı yaparsak yapalım izleyicinin ilk algıladığı görsel nesne lekedir göz daha sonra ağır ağır detaylara inmekte çizgileri, noktaları, renkleri, hacimleri ayırt etmektedir. Çalışmalarımızı tasarlarken, çalışmamızın blok etkisini yani leke etkisini göz ardı edersek, ilk izlenim denilen çarpıcı anı yakalayamaz ve tasarımımız istediğimiz başarıyı elde edemez, izleyiciye çalışmamızın bütünlüğünü yeterince hissettiremeyiz. Tüm başarılı görselin temelidir leke,
görsel tasarımların tümü bir leke kurgusu üzerine inşa edilmiştir. Buna en güzel örnek Mimarsinanın muhteşem eseri Süleymaniye camiinin silüeti yani lekesi dünyaca bilinir. Kısaca hepimiz en güzel lekeyi yakalamanın peşindeyiz.


Doku

Bir yüzey üzerinde tekrar yolu ile çoğalan aynı biçimlerin oluşturduğu yapıdır ve iki grupta incelenmektedir.
1- GÖRSEL DOKU 2- GERÇEK DOKU
Aşağıda bu dokuların genel bir incelemesini göreceksiniz.

Plastik sanatlarda doku çok önemli bir görsel sunum tekniğidir benzer biçimlerin tekrar yolu ile 
çoğaltılması yüzeyde bir leke etkisi yaratarak çalışmaların ifadesini ve dekoratif etkisini güçlendirmektedir.
1- GÖRSEL DOKU: Sadece görerek algılayabildiğimiz tüm dokusal yapılara verilen isimdir.
a) Sanal doku: İnsan eliyle oluşturulmuş görsel biçimlendirme ögesi oluşumlarının tamamını bu grup içine 
sokabiliriz, 
örnek: Halı deseni, kumaş üzerindeki desenler, bezemeleri sayabiliriz.
b) Doğal doku: Doğada rastladığımız ve dokunma duyumuzla hissedemediğimiz tüm dokulardır. Örnek: bir leoparın kürkünün
deseni, kurbağanın derisi.

2- GERÇEK DOKULAR: Dokunma duygumuzla ve aynı zamanda gözümüzle algılayabildiğimiz tüm dokulardır:
a) Yapay Gerçek doku: İnsan eliyle yapılmış ve dokunma duyumuzla algılayabildiğimiz doku türleridir.
Örnek: Sıva yapılmış bir duvar yüzeyi, desenli buzlu camlar.
b) Doğal Doku: Doğada bulunan varlıklarda rastlanılan bir doku türüdür.
Örnek: Bir ağaç gövdesi, timsahın derisi, balığın pulları.
c) Mekanda Doku: Bir mekanda meydan gelen doku türüdür.
Örnek: Suya atılan bir taşın oluşturduğu halkalar, Bir kiraz ağacındaki meyveler.
d) Dinamik doku : Bir anda oluşan ve kaybolan daha çok doğal bir olay olan doku türüdür.
Örnek: Kar ve yağmur yağışı.

Işık-Gölge
Işık, serbest kalmış ve foton tanecikleri olarak, saniyede 300.000 km hızla yayılan enerjidir. Pek çok farklı dalga boyu ve frekans içeren bileşimdir. Beyaz diye algılayıp, kavramlaştırdığımız ışık enerjisi, renk dediğimiz bir çok frekansın girişimidir. İnsan gözü, 380 nm (nanometre - insanın bildiği en küçük ölçü) ile 760 nanometre arasındaki frekansları görür. Ama saniyede 300.000 km hızla hareket eden foton denizinde göz, farklı frekansları ayırt edip, algılayamaz. Frekanslar ayrıştığı zaman, göz renk algısına ilişkin duyumsama yapabilir.
Gözün algılaması, tamamen ışık enerjisine bağlıdır. Işık yoksa algıda yoktur. Her algı, ışığın varlığına karşılık düşer. Tek frekanslı ışıklara yalın ışık denir. Tüm frekansların girişim olarak bir aradalığı, gün ışığı veya beyaz ışıktır. Işığın şiddeti, görsel algıda aydınlık - karanlık diye ton değeri olarak kavramlaştırılır. Beyazdan (şiddetli aydınlık), siyaha (ölü aydınlık %92'lik ışıksızlık), didaktik olarak, 10 ton değeri ile tasniflenmiştir. Beyaz (boya renk olarak %98'lik ışıklılık)'dan siyaha (karanlığa, ışıksızlığa) ara tonlar gri olarak kavramlaştırılmıştır.
Ton değerleri, koşullu refleks olarak bireye öğretilir. Görsel algıda aydınlık ve karanlık değerleri, renklerin ışıklılık dereceleri, böylece kolayca ayırt edilmiş olur. Ton değerinin doğrudan siyah - beyaz karışımları ile (kurşun kalem, çini, pigment içeren boya ile), öğretilip, kavramlaştırılırsa, görmede, birey ışık değerlerini çok kolay okur.
Işık bir enerjidir. Beyaz ışık, çeşitli renk titreşimlerinin oluşturduğu girişmiş bir enerjidir. Aydınlığın antitezi, karanlıktır. Biri varsa, diğeri de vardır. Binlerce kilometrelik düz bir yüzey oluştursa bile, bir yüzey daima yer yuvarlağının üstünde bulunacaktır. Dolayısıyla bu yüzey, ışık kaynağına eşit uzaklıkta noktalara sahip, olmayacaktır. Yani bir yüzey ne kadar düz olursa olsun, tek merkezden aydınlandığı sürece, üstünde farklı farklı aydınlık - karanlık noktalar bulacaktır. Cisimlerin, varlıkların yüzeylerindeki girinti ve çıkıntılar, eğrilikler, kırıklar, çeşitli dokular, ışığın geliş açısına bağlı olarak farklı aydınlık - karanlık görünümü yaratacaklardır. İster doğal, ister yapay bir ışıkla aydınlatılmış olsun, herhangi bir cismin (geometrisine ve boyutlarına bağlı olarak) bir kısmı ışık alacak, bir kısmı karanlıkta kalacaktır. Görsel algı için, ışık koşuldur. O halde öncelikle ve etken olarak görülmesini istediğimiz şeylerin, ışıklı - aydınlık görünmesini sağlayabiliriz veya algılanmasını istediğimiz - şeylerin karanlıkta kalmasını düzenleyebiliriz. Işık, insan bilinci dışında varolan bir gerçektir. O, algıyı yaratan temel faktördür. Bilgilerimizden %80'den fazlası, ışık yoluyla (algısal olarak) elde edilir. Algının derinliği, şiddeti, kalıcılığıyla, ışığın yoğun ilgisi vardır.
IŞIK - GÖLGE ALGISI
Eşyanın, varlığın sınırlarını gösteren, diğer eşyadan ayırt edilmesini sağlayan, eşyayı yerine, pozuna oturtan, tespit eden ışıktır. Hem gözde, hem beyin zarında görüngünün can kazanması, var olması, ışık ile ilgilidir.
Aydınlık biçim, form, yüzey, kontur (sınır çizgisi), aydınlık olmayan, yada az aydınlık olanlardan, kuvvetlice ayrılır. Yani yüzey, hacim, mekan, ışık - gölge aydınlığına göre algılanıp, kavranır. Eşyaların varlıkların kabarıklıkları, yuvarlaklıkları, köşelikleri, çukurları, girinti - çıkıntıları, büyüklük - küçüklükleri, öndelik -arkadalıkları, nitelikleri ışık gölge ile algılanıp, bilgiye dönüştürülür. Eşyayı, varlığı birbirinden ışık - gölge ile ayırır, değerlendiririz. Dış doğayı, olanca parlaklığı, zenginliği ve çeşitliliğiyle algılama ışıkla olanaklıdır.
Yaratıcılığın, resimsel olarak dışavurumu, canlandırma, düzenleme, ışık-gölge ile olanaklıdır. Nesneler, yere (zemine), mekana gölge ile bağlanırlar.
Konturların netliği, ışığın şiddeti ile ilgilidir. Konturların değer kaybetmesi, gölgesel olanakların önem kazanmasıdır. Gölge egemenliği, ısrarlı-alacakaranlık ifadeler yaratır. Alaca karanlıkta ise, göz farklı çalışır. Algıda, renk, ölçü , doku, biçim niteliği yoktur. Ama gölgesel algı ve ifadeler, nesnelerin ötesine daha kuvvetli işaretler gönderir. Göze görünenin verilmesi (gerçekte olduğundan farklı), tasarıma, net sınır biçimlendirmesi olmayan, donmamış (ölmemiş) titreşimleri egemen kılar.
Işık - gölgede, özellikle gölgede renk, gölgesel ve gölgesel olmayan renk olarak belirginleşir. Gölgesel olan renkte, görüntü değişkenlikleri ifade olanağı bulur.
Algı, ışığın geliş açısına göre değişkenlik gösterir. Işık kaynağından dik ve yakın aydınlanmış nesne ve varlıklar, renk, doku ve kontur değerlerinden kaybederler. Yatay aydınlatılmış nesne ve varlıkların, gölgesel - karanlık yüzeyleri fazladır.
Aynı ışığın, değişik açı derecelerindeki, nesne, varlık, mekan ve derinlik etkileri; ışık - gölgede en iyi uyumu veren ışık yönü, açısı, tasarımcı tarafından deneyimle yakalanır. Işık - gölge, en iyi kütle değerini yaratan, derinlik algısını veren somut öğedir.
Işık - gölge (ton değerleri) etkileri, en iyi tek renkte sonuç verir. Kütleler, yüzeyler ışıktan - gölgeye geçişlerle sağlanırsa, kalıcı birikimler yaratır. Aydınlığın (ve de gölgenin), şiddet dereceleri, esas ışık kaynağı yerine göre tanımlanırsa, hem göz, (dolayısıyla görme), hem de beyin kesin yetkinleşmeye ulaşır.


RENK TEORİSİ
Işık ve ışığın renkleri 
Bir yaz günü öğleden sonra kırda olduğunuzu düşünün. Toprak ıslak; yağmur yeni yağmış ve güneş batı yönünde ufka inerken hala pırıl pırıl. Gökyüzünün açık, berrak, masmavi bir bölümünde olağanüstü güzel bir renk kuşağı gökkuşağı görülüyor.
Uzaklarda hala yağmur yağıyor. Bildiğiniz gibi yağmur damlalarına güneş ışınları geldiği zaman, damlalar milyonlarca cam prizma gibi ışığı gökkuşağının altı rengine ayrıştırır.
İki yüzyıl kadar önce Isaac Newton gökkuşağı dediğimiz bu doğa olayını kendi evinin içinde gerçekleştirdi. Tam olarak karanlık bir odaya kapanıp içeriye küçük bir delikten tek bir güneş ışınına eşdeğer ince bir ışık demeti sızmasını sağladı. Sonra da bu ışığı bir prizmadan üçgen biçimli bir cam çubuk geçirerek beyaz ışığı güneş tayfı (spektrum) renklerine ayırmayı başardı
Spektrum (tayf) renkleri
Macenta
Kırmızı 
Sarı 
Yeşil
Siyan mavisi 
Koyu mavi
Yıllar sonra fizikçi Young da Newton'ın yaptığı deneyin tersini gerçekleştirdi. Newton ışığı tayfın altı rengine ayırmıştı. Young ise ışığı yeniden oluşturdu. Tayfın altı renginin birer ışınını bir perdede birbiri üzerine düşerek beyaz ışığı elde etti.
Çeşitli koyu, yoğun renklerin birbirleriyle karışınca daha açık bir renk oluşturmaları şeklindeki bu fiziksel doğa olayını daha iyi anlayabilmek için bu renklerin ışık renkleri olduğunu hatırlamalısınız. Bunlar doğal ışığın özelliklerini taşıyan ışık ışınlarıdır. Bu nedenle de, iki ışık birbirine eklenince tabii olarak daha parlak, daha ışıklı açık bir ışık rengi ortaya çıkar. Örneğin yeşil ışıkla kırmızı ışığı birbirine karıştırırsanız, onlardan daha ışıklı bir renk olan sarı ışık rengini elde edersiniz.
Young önemli bir başka ışık özelliğini daha kanıtladı. Renkli lambalarla yaptığı deneylerde uyguladığı eleme yöntemleriyle tayfın altı renginin yine aynı tayfta yer alan üç temel renge indirgenebileceğini gösterdi. Sadece kırmızı, yeşil ve koyu mavi renklerle beyaz ışığın elde edilebileceğini buldu Ayrıca bu üç rengi ikişer ikişer karıştırarak diğer üç rengi, yani: siyan mavisi, macenta kırmızısı ve sarı renkleri elde edebileceğimizi anladı. Young bu deneyle birincil ve ikincil renkleri belirlemiş oldu.







Birinci bölümde rengin meydana gelişi ve renkli görme üzerine kısa bir giriş yapmıştık: 2. bölümde ise rengin dönüşümünü inceleyeceğiz:

1. bölüme rengin fiziksel yapısı diyebiliriz yani renk ışık ilişkisi. 2 Bölümde yani pigment renklerinde ise rengin taklit edilmesini sağlayan kimyasal özellikleri üzerinde duracağız. Rengin bu özelliği sanatsal resim ve matbaacılıkta çok önemli bir yer tutar. Pigment dediğimiz madde. boyaya rengini veren çok küçük boyutta parçacıklardır ve ışıktan farklı olarak karışım özellikleri gösterirler. Işık ana renklerinde yeşil ana renk iken, boya renk sisteminde ara renktir. Boya renk sisteminde sarı ana renk iken ışık renk sisteminde bir karışım yani ara renktir.
Renk sistemlerini incelediğimizde iki ana renk karışım sentezi olduğunu görmekteyiz; "Eklemeli sentez, Çıkarmalı sentez" Işık renk sisteminde renkler karıştığı zaman, karışıma ışık eklendiği için eklemeli sentez denir, yani iki renk ışınının karışımından daha ışıklı üçüncü bir renk elde edilir. Boya renklerinin karışımında ise karışımdan ışık çıktığı için bu sentezlemeye çıkarmalı sentez denir. Üç ana renk ışığı karşımından beyaz elde edilirken, üç ana boya renginin karışımından siyaha yakın koyu bir renk elde edilir.
Pigment dediğimiz küçük renk verici maddelerden oluşan boya temelde bir kimyasal madde olmasına rağmen ışık renklerini taklit eder. yani uygulama ve algılama farklı sentezlerle çalışmaktadır. Boya uygulamada kendine özgü ANA ve ARA renk uygulamarıyla dikkat çekerken, algılamada ışık renk sistemleri kullanılmak zorundadır.
Renk sistemleri incelenirken Temel 6 renk üzerinden değerledirilir
  • [*]Kırmızı 
    [*]sarı 
    [*]mavi
    [*]yeşil
    [*]mor
    [*]turuncu
ilk ve önemli sistem iki ana rengin karışımıyla oluşan renklerin sistemidir.
tablo 2 de bunu görmekteyiz. 
2 önemli sistem kontrast (tamamlayıcı) renklerin kullanılmasıdır,bu sisteme aynı zamanda zıt renklerde denmektedir. Bu renkler yanyana geldiği zaman birbirlerini göstermektedirler.
kırmızı<>yeşil
mavi<>turuncu
sarı<>mor

Sanatsal uygulamalarda sıkça kullanılan bir sunuş biçimidir. Birçok önemli sanatçı bu renk sistemini sıkça kullanmıştır.

Henri Matisse kırmızı-yeşil zıtlığını sıkça kullanmıştır.

Vincent Van Gogh parlak sarılar, turuncular, maviler ve morları kullanmıştır çalışmalarının nerdeyse tamamı zıt renklerin armonisi üzerine kuruludur.

Görsel sanatların önemli bir dalı olan GRAFİK TASARIM da renk kullanımı çok önemlidir. Bir çok grafik tasarımcı logolarında ve afişlerinde zıt renklerin armonisini kullanmaktadır. 
Zıt renk kavramını daha iyi kavrayabilmek için şöyle bir deney yapabilirsiniz isterseniz daire şeklinde 4 cm çaplı beyaz bir mukavvanın üzerine eşit aralıklarla herhangi bir zıt renk ikilisi boyanır (örneğin:kırmızı-yeşil) merkez bölümüne bir delik açılır ve buraya bir kurşun kalem sokulur daha sonra bu kurşun kalemi avucumuzda hızla çevirdiğimizde çark üzerinde hiç renk olmadığını beyazın oluştuğunu görürüz. 
Tamamlayıcı renkler bağlamında bu sisteme en yakın sistem ara renklerdir.

Renk armonisi yani uyumu bir görselin başarısında çok önemli bir yer tutmaktadır. Başarısız bir renk uygulaması bizim tüm emeğimizi tabiri caizse yerin dibine batıracak güçtedir. Renk görsellikte kullanımı en zor olan sistemlerden biridir bilinçli renk kullanımına ancak tecrübeyle ve denemeyle ulaşabiliriz, ama sistemi bilmek bize renk konusuna başarılı bir giriş yapmamızı sağlar.




 
Reklam
 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=